29.10.2012 - 20:39
Okunma (2503)
Yorum (1)
Paylaş

Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK

Sitemizde Atmi-Atmaneki aşireti ileri gelenleri ile röportajlar yayınlamaya devam edeceğiz. Bu sefer yedinci röportajımızı ATMİ  AŞİRETİ ileri gelenlerinden Sn. Hasan Hüseyin Gedik  Beyefendi ile yaptık.


Malatyamız çok şirindir. Belkide  bize öyle geliyor. Bey Dağı’na başını yaslamış, ovaya doğru yanlamasına yayılmış olan kentimiz,sihre belenmiş gibidir. Bu  sihrin oluşumunda belkide yaşadığım ilklerin kaynağı mevcuttur. Küçücük bir dağ köyünden, Malatya’ya ilk gelişimde kocaman bir kamyonla tanışınca çok korkutmuştu , gürültüsü. Malatya’ya varınca da büyülenmiştim. Binalar ,caddeler, arabalar, kalabalık insan seli afallatmıştı da. Babam elimden tutmuştu da kendimi toparlamıştım. Babam bir şeyler almamı isteyince de bir tarak, bir el aynası, birkaç tane de halkalı şeker almıştım. Halkalı şekerleri bir ipe dizip, keyifle yediğimi bugün gibi anımsıyorum.


Evet Malatyamız , Bey Dağı’na başını yaslamış, ovaya doğru yanlamasına yayılmış olup,sihre belenmiş gibidir.


Sn. Rıfat Düzova Beyefendi ile röportajım bitince , değerli insan Halit Seyfi Yücel Bey ile dolaşmaya çıktık. Bir dost ile sihirli kentte dolaşmanın hazı bambaşka. Saat  17:00 ye kadar zamanımız vardı. O saatten sonrada değerli insan, Aşiretimiz ileri geleni Hasan Hüseyin Gedik Beyefendi ile tanışacak ve röportaj yapacaktım.


Hasan Hüseyin Gedik beyefendi ile karşılaşmak, çok güzel bir andı. Karşımda zinde ama aksaçlı ,güleç ve sevecen bir emekli öğretmen vardı. Öğretmenlikle yetinmeyip çeşitli sektörlerde başarılı işler yapmış , sevilip sayılan bir işadamı.


- Sn. Hasan Hüseyin Gedik Beyefendi , hoş geldiniz efendim.

-Hoş bulduk. Sizde İstanbul’dan, Malatyamıza hoş geldiniz.

-Teşekkür ederim. Hoş bulduk diyor ve soruyorum. Siz aşiretli misiniz?

-Aşiretliyim. Aşiretimin adı Atma Aşireti. Yukarı Atmalıyım.

-Atmi/Atmaneki Aşireti, otuziki ilde ve ayrıca bazı illerin de değişik bölgelerine yayılmış, büyük bir aşirettir. Diğer illerde yaşayan Aşiret Kolları hakkında nasıl düşünürsünüz?


-Her ilde yaşayan Aşiret Kollarına da, Yukarı Atma’ya duyduğum sempati ile bakıyorum. Biz hepimiz biriz. Akrabayız. Tarihsel süreç içerisindeki, büyük alt-üst oluşumun, Aşiretimiz insanını değişik yerlere atması, onların başkalaşması anlamına gelmez. Hatta değişik bölgelere yerleşmiş , aşiretlime karşı buruk bir özlem de duyuyorum.


-Bu ‘buruk özlem’den kastınız ne ? Biraz açar mısınız?

-Yüzlerce yıl birbirimizden habersiz yaşadık. Tam birbirimizi unutmak üzere iken özellikle gelişen teknoloji, bizim birbirimizden haberdar olmamızı sağladı. Yüzlerce birbirinden habersiz yaşayan akrabaların, birbiri ile karşılaşması sevinç ile burukluk duygusu yaratır. İşte öyle bir şey. Devam edecek olursam , birbirimizden haberdar olduk ama, hala BİRLİKTELİK ÇATIMIZI kuramadık. Özlemim de bunadır.

-Aşiret’te yaşadınız mı? Yani köyde yaşadınız mı?

-İlkokulu Aşiret’te okudum. Evet, yaşamımın kavramları oluşturma bölümünü köyümde yaşadım.Yani kişilğimde aşiret kültürünün önemli etkiler bıraktığına inanıyorum. Yani anlayacağınız aşiretçiliği yaşıyoruz.


-Siz aşiretçi misiniz (Bu soruma, Sn. Gedik, tatlı tatlı güldü) ?


-Tabi ki feodalizmi geri getiremeyiz. Böyle bir kaygımızda olamaz. Böyle bir kaygı akıldışılık, bilimdışılık olur. Bizim özlemimiz, yada arayışımız bin yılların samimiyeti, saygı ve sevgi dolu ilişkiler yumağı, o muhteşem kültürel birikimin sonuçları olan, kılamlarımız, folklorümüz, adet,gelenek-göreneklerimiz, kısacası birlikte yaşamanın tadı. Yoksa, tabiî ki ağalık,derebeylik gibi üst ve feodal üretim tarzı, ekonomik üretim ilişkisi gibi alt yapılar isteyemeyiz. Sonuç olarak geçmişte ki güzelliklerin arayışı özlemimiz vardır . YANİ HERŞEY KÖTÜ DEĞİLDİR. Bin yılların yarattığı güzellikler heba edilmemeli.Tabiki feodalizme, kapitalizme ,emperyalizme karşıyız. Çok daha ileri toplum sistemlerinin ayak seslerini duyuyoruz. Amacımız daha ileri toplum sistemleri içerisinde yaşamaktır. Ama kültürlerin yaşaması çok önemlidir. Toplumsal sistemler adına, geçmişimizin güzelliklerini silip atamayız.


- Aşiret terbiyesi deyimi hakkında neler düşünürsünüz?


- Bu deyim, aşiret yaşamsal tarzındaki karşılıklı saygı ve sevgi ve ayrıca bazı önemli gelenekselleşmiş davranış biçimleri için söylenir.Örneğin eskiden alacak – verecek için senet yerine söz geçerli idi.Başka bir örnek daha verecek olursam, Atma Aşireti’ne bir yabancının yolu düşerse , büyük bir misafirperverlikle karşılanır, yabancı kendini köyünde ve evinde hisseder. Bu gibi sosyal ilişkiler içindir, aşiret terbiyesi deyimi. Örnekler çoğaltılabilir. Kavga yapan bir iki aileyi, büyükler araya girerek barıştırırdı. Çünkü büyüğe saygı vardı.


-Atmi Aşireti tarihi hakkında sahip olduğunuz bilgileri bize anlatır mısınız?


-Atma Aşireti hakkında çok fazla bilgiye sahip değilim. Anlatsam bile rivayetlerden öteye geçemem. Ancak , Tarihsel sürecin aşiretlimize , inançlara saygıyı öne çıkardığını görüyorum. Türkiye’nin değişik yörelerinde değişik mezhepsel inançlara sahip olmalarına rağmen birbirlerini sevmeleri buna çok güzel bir örnektir. Aynı zamanda bu örnek, insanı onurlandırıyor. Çünkü bunun altında yatan hoşgörü,başkasına saygı, tölerans demokratik düşünüştür. Aşiretlimiz her  bölgede aynı düşünüyor. Bireyler biribirinin aynısı. Gidin en uzak bir gölgede yaşayan bir aşiretlimizi inceleyin, kendi köyünüzdeki  birilerine benzetirsiniz. KEŞKE TÜRKİYE CUMHURİYETİ ATMALILAR KADAR DEMOKRAT OLSA. Devlet Atma Aşireti’ni örnek almalı. Başka modeller aramasına gerek yok. Kendi içindeki sorunları ve hatta barışı da Atma Aşireti’ni örnek alarak sağlayabilir.


Başkanımız Mehmet Ali Başıbüyük’ün düzenlediği bir toplantı vardı Arguvan’da. Orada aynen şöyle sesleniş olmuştu.  ‘’Biz burada Türküz, biz burada Kürdüz, biz burada Lazız, Biz burada Aleviyiz, biz burada Şafiyiz, biz burada Hanefiyiz, biz burada  Ezidiyiz . ÇÜNKÜ BİZ ATMALIYIZ. Bu sesleniş büyük coşku uyandırmıştı. Keşke Türkiye Cumhuriyeti’de Atmalılar gibi düşünse ve uygulama yapsa , tüm sorunlar hal olur.


-Atmi Aşireti tarihini çok az biliyoruz. Atmi Aşireti tarihi araştırma komisyonu kurulsa sizce nasıl olur?

-Tabi ki güzel olur.

-Dağları sever misiniz?

-Dağlar sevilmez mi? Soğuk suları, esen yelleri, ardıçları, meşesi, dağlar elbetteki çok güzel. Dağlarımız barınaklarımız, dağlarımız sevdalarımız.

-Hiç Çayé Golle’nin zirvesinden dünyaya baktın mı?

-Evet, çıktım ve baktım. İnsana yücelik duygusu veriyor. İşte, ATMAYI ATMA  YAPAN O YÜCE DAĞLARDIR.  Biz Tohma’ya   göç etme kararı alınca, komşularımız serzenişlerini ‘’turrıke ber toxmé’’ (Tohma ovasının zayıf ve cılızları) deyimini kullanmışlardır. Ovalı insanlar zayıf ve cılız, dağ insanı ise sağlıklı ve gürbüz bilinirdi.


-Qani bilir misiniz ? Yani diğer adları ile. Pınar, göze, çeşme.




-Tabi bilirim. Çocukluğumda  gözeler önemli iz bırakmıştır üzerimde Çayé Golle’deki yaylalarımızdaki gözelerde avuçlayarak su içmek. Gözelerin çevresi yarpuz dolar ve mis gibi kokarlar. Gözeler, susayan yolcuların özlemle aradıkları ve bulduklarında da kana kana su içtikleri yerlerdir. Üstelik suları buz gibi ve de doğal.


-Hiç Atmi Aşiret Reisi tanıyor musun?

-Evet, Halit Ağa’yı tanıyorum. Ama çok saygın bir insandı ve herkes yanına varamazdı. Halit Ağa ,Halit , Seyfi Yücel Beyin dedesi. Ayrıca Rıfat Ağa’yı biliyorum. Başka da bilmiyorum.

-Birde Çıplak ailesi var. Yani aşiret reisi olarak. Çıplaklardan kimi hatırlıyorsun , reis olarak.?

-Mehmet Mustafa Efendi’yi tanıyorum. Başka da hatırladığım yok.

-Köyünüz şu anda  kaç hane?

-Şu anda köyümüzde yirmi hane yaşıyor. Çocukluğumda ,yani ben öğrenci iken ,köyümüzde yüz otuz  öğrenci vardı. Şimdi ise okul kapalı.

-Köyünüzde gurbete gidenler ençok nereye giderler?

 

Tabiki İstanbul. Yüzde doksanı İstanbula göç etti. Ama eskiden , yani çocukluğumda göç olmazdı.Mevsimlik gider-gelirlerdi. Bahar ayında, törenle giderlerdi. Kamyonla giderlerdi. Kamyona altmış-yetmiş kişi biner de giderlerdi. Kamyona da makine derlerdi. Sonbaharda da gelirlerdi. Yine kamyonla (makine), ile gelirlerdi. Törenle karşılanırlardı. Biz çok sevinirdik . Herkes sevinirdi. Tabi ençok da sevgililer sevinirlerdi.



‘Ez kurbana pori seri/Başındaki saça kurban olayım,/
Wa makine hati deri/Makine ile geldi kapıya
Qu goğacyon  wa dujmın bın,/Tüm Gökağaçlı düşman olsa bile,
Ame dison bana seri’/Biz yine sonuna kadar götüreceğiz.


Benzeri kılamlar da söylenirdi. Yaşam işte , kılamlardan kaçamıyor. İstanbulcular gelirken çok güzel giyinirlerdi. Hediyelerden herkes payına düşeni alırdı. Kazandıkları parayıda Goğaç’ta yerlerdi. Bahar geldiğinde , yine parasız olurlardı. Eğer, o tarihlerde İstanbul’a yerleşselerdi, şimdiye kadar durumlarını çok çok düzeltmişlerdi. Ama işte dediğim gibi mevsimlik çalışıyorlardı.

-Köyde oturanların maddi durumu nasıl ve ne iş yapıyorlar?


-Köydekiler genellikle yaşlılar. Genç nüfusa sahip aileler ise malcılık yapıyorlar. Eskiden çok sürü vardı ve Çayé Golle’ye yaylalara giderlerdi. Şimdi bu çok azaldı.Sürü besleyemeyenler de inekçilik yapıyor. Gurbet desteği de var işte böyle geçiniyorlar. Düşünüyorumda şimdi eskisi gibi onbinlere varan küçükbaş hayvancılık olsa maddi durumları gayet de iyi olur. Gurbet bir taraftan getirirken, diğer taraftan da götürdü.

-Köyünüzde insanlar arası diyaloglar nasıl?

-Köyde oturanlar eski kültürü hala yaşatıyor. İstanbul’a yerleşenler ise İstanbul kültürüne uymak zorunda kalıyorlar. Yani kültür yavaş yavaş değişiyor. Ama köyde dediğim gibi eski aşiret kültürü devam ediyor. Düşünebiliyor musunuz, çocuklar gece ayışığında saklambaç oynamaya devam ediyorlar. Gerisini siz düşünün. Ne yazık ki ,üstten ekonomik yapımızla çelişen bir kültür enjekte ediliyor. Bunun adına da modernite deniliyor. Olmaz olsun öyle modernite. Bir toplumun ekonomik yapısı ile kültürel yapısı, yani alt yapı ile üst yapı birbirine uymazsa, o toplum yozlaşır. İşte biz yozlaşma evresini en hızlı biçimde yaşıyoruz. Demokratik modernite olsa neyse ne ,ama o da yok. Sonuç olarak, şu anda düzeni destekleyen TVdizileri, ayışığında saklambaç oynamaya tercih ediliyor. O dizilerdeki yaşamı da ,yaşayamadıkları için mutlu olamıyorlar. Çok farklı bir toplum yapısı açığa çıkyor. Buda her şeyimizi bozuyor.

-Onbeş bin yıllık sindire sindire , birikimlerin sonucu edinilen  kültürümüzü, kapitalist modernite kültür yok edebilecek mi dersiniz?

-Bu kültürüz toplumsal dokumuzu bozar. Çünkü uyduruk. Uydurukluğu ise verilen ekonomik yapı ile verilen kültürün uyumsuzluğundan kaynaklı. Buda insanlarda ruhsal sorunların artması ve yozlaşma ile beraber gelecek olan verimsizlik, yapıyı daha da sallayacak.

-Sizce insan doğasına uygun kültür mü, yoksa bugünkü uyduruk kültür mü sonuçta galip gelecek?

-Bu emperyalizmin yenilmesine bağlı.Emperyalist devletlerin yıkılmasına bağlı.

-Sizce emperyalizm yenilecek mi?

 

-Bence yenilecek. Ancak , ne zaman yenilecek? Çünkü şu anda bile , emperyalizm en şatafatlı dönemini yaşıyor.


-Hani emperyalizm kağıttan kaplandı.

-Olabilir ani bir çöküş de olabilir.

-Köyünüzde kan davası var mı?

-Hayır.

-Eskiden hiç olmuş muydu?

 

-Eskiden olmuş.


-Hala olabilme ihtimali var mı?

 

-Biraz zor , ama bilemem. Atma Aşireti’nde kan davaları uzun süreli olmazdı. Çünkü çok insan devreye girer ve mutlak barış sağlanırdı. Çok kan dökülmesini de kadınlarımız daima önlemişlerdir. Bu durumlarda, bir kadının başörtüsünü ortaya atması, kavgaları bitirirdi. Hiçbir  aşiret erkeği, kadın başörtüsünü çiğneyip geçememiştir. Başörtüsünün ortaya atılması ile her erkek olduğu noktada durmuştur.

-Bu hareketin altında yatan sır sizce nedir?

-Kadınlara duyulan saygının büyüklüğüdür. Bu dünyanın başka yerine olamaz. Ancak Kürdistan’da olabilecek bir  kültürdür. Aşiretimizde yaşlı kadınlar her zaman söz sahibi olmuşlardır.

 

Halit Seyfi  Yücel Bey burada araya girip sordu?

-Anlattığınıza uygun  bir kadın örneği verebilir misiniz?

-Çok  örnek verilebilir. Bir örnek verecek olursam benim anneannem ‘Adey’ . Anneannem Adey aynı zamanda Halit Seyfi Yücel Beyin’de akrabası. Bir dediği iki olmazdı. Kendi oğlu vurulmuştu. Olay ölümle sonuçlanmamıştı. Oğlu yaralı idi. Kendi çocuğunu vuranlarla hemen oğlunu barıştırdı. Ve kimsede karşı çıkamadı. Böylece olayı sıcağı sıcağına söndürmüştü.

-Çok asil bir örnek.

-Adı  ADEY idi . Öyle mi?

-Adı  Zahide’de ADEY diyorlardı. Ana anlamına gelir.

-Seyfi Bey.! Sizin neyiniz oluyordu Adey Hanım.?

Seyfi Bey:

-Dedemin kardeşinin hanımı oluyordu. Adey kelimesinin anlamı, ana veya dayé. Adey’e danışılmadan köyde iş yapılmazdı. Tamamen karar sahibi idi. Hem de zora değil, saygıya dayalı bir duruş hakimdi. Çoluk-çocuk, kadınlar ve erkekler hepsi dahil olmak üzere Adey’e danışılarak iş yapılır ve kararlar verilirdi.


-Hasan Hüseyin Bey, diyelim ki bir misafir köyünüzde herhangi bir kapıyı çaldı ve evin erkeği evde yok. Kadın misafirlere ‘’buyurun’’ der mi?

-Tabi der. Bu sadece bizim köyde değil, bütün aşiret köylerinde de ‘’buyur’’ denir. Evin kadını misafirlerini ağırlar. Yemek yedirir  ve yolcu eder. Bunu yapmazsa aşiret kadınlığı nerede kalır?

-Atmi/Atmaneki Aşireti , Malatya’da ilk toplantısını yaptı. Ardından  Ağrı’da Özellikle Fesih Amcamız çıtayı daha da yükseltti . Baykan’da herne kadar hüsran yaşandıysada Gelecek yılki Maraş toplantımızın bu izi de sileceğine inanıyoruz. Ne dersiniz  bu toplantılarımıza.

-Harika bir olay. Ne denebilirki, akrabalar kucaklaşıyor. Bundan iyi ne olabilir ki?

Devamını dileriz.Yükselerek festivalleşmesini arzu ederiz. Bu konuda Yukarı Atma olarak biz elimizden gelen her şeyi yapacağız.Tüm Atmi/Atmaneki Aşiterine başarılar diliyorum. Bu konuda emeği olan herkese çok teşekkür ederim . Atmalı birbirini tanımalı ve kucaklaşmalı. Sadece yurtiçi değil, Avrupa’dan , Rusya’dan , Ermenistan, Gürcistan, Azarbeycan, İran, Irak Suriye, İsrail’den neden gelmesinler. Uluslar arası bir festival olsun isteriz. Ve bir gün gelecek ve inşallah olacak.

-Ufkumuzu genişlettiniz Hasan Hüseyin Bey..!


Burada Halit Seyfi Yücel Bey araya giridi ve dedi ki?

-Hasan Hüseyin Bey ,daima ufkumuzu genişletmemiz için çabalar göstermiştir. Aşiretimiz sevdalısıdır. Malatya’daki derneğimize çok katkı sunmuştur. Her alanda ve her yerde Atmi/Atmaneki Aşiretine faydalı olacağına inanıyorum. Kendilerine teşekkür ediyorum.

-Hasan Hüseyin Bey,  derneğimize yardım gayeniz nedendir?

-Bu kültürün yaşamasını istiyoruz ve yüzlerce yıl önce dağılmış olan aşiretimizin birleşip kaynaşmasını istiyoruz. Aşiretlimizi ayırımsız seviyoruz. Nerede yaşarsa yaşasın, fikri, inancı ne olursa olsun, hepsini aynı derecede seviyoruz. Kucaklamak istiyoruz.


-Birliğimiz güçlenirde ,festival hayalimiz gerçekleşirse ,bunca kalabalığı toplayabilen bir demokratik kitle örgütüne ,siyasi partiler yaklaşmaz mı? Bu durumda nasıl bir duruş sergilemeliyiz?

-Bana kalırsa bu durumda Aşiret adayımız öne çıkarılmalı. Hangi partiden olursa olsun desteklenmeli.

-Ne iş yaparsınız?

-Emekli öğretmenim, çiftçiyim, tüccarım, işletmelerim var.

-Yani zenginsiniz.

Eh..işte.!


-Diyoruz ki İstanbul’da vakfımızı kuralım.Bu durumda daha da güçlü bir şekilde aşiretimiz hizmetine sunalım. Onun için de İstanbul’da 03-11-2012 tarihinde toplanıyoruz. Bu konuda gerekli girişimleri yaptık. Özellikle işadamlarımız olaya çok destek vereceklerini, katılacaklarını ve ellerini de taşın altına koyacaklarını vaad ettiler. Bu konudaki düşüncelerinizi sorsam , neler anlatırsınız bize?



-Derim ki yılmayın ,bıkmayın sizleri bıktırmaya yıldırmaya etlenenler olacak.Çünkü biz derneğimize bir yer almak için İstanbul’a yardım toplamaya gittiğimizde bizim ile dalga bile geçmişlerdi .Bu çok da zoruma gitmişti.Ama sonuç olarak  derneğimize yer de aldık , okulumuzuda yaptık. Çok da iyiyiz.


-İstanbul Vakıf toplantımıza katılacak mısınız?

 

-Evet katılacağım. Allahtan bir aksilik çıkmazsa katılacağım ve elimden gelen maddi manevi katkılarda sunacağım. Daima aşiretlimin yanındayım.
Aşiretimiz için çaba gösteren herkese ve ayrıca size çok teşekkür ederim. Bizim dernek başkanımız Mehmet Ali Başıbüyük, Halit Seyfi Yücel Beyler bu hayalle yatıp kalkıyorlar. Kendilerine teşekkür ederim.Ayrıca tanımadığım ,diğer bölgelerde oturup da bu iş için çaba gösteren aşiretlilerime buradan selam ve teşekkür gönderiyorum.


-Atmi/Atmaneki işadamları derneği kurulsun istiyoruz . Bunun içinde istişareler başladı bile. Buna ne dersiniz.?

-Çok güzel olur. Akrabalar yardımlaşır . Daha çok yardım ve dayanışma sağlarlar . Birbirlerinin bilgi ve tecrübelerinden yararlanırlar.

-Aşiretlimize son bir diyeceğiniz var mı?

-Son olarak birlik çağrısı yapıyorum herkese. Birbirinize sarılın derim. Herkesin inancı ve fikri kendisine olsun . AMA UNUTMAYIN BİZ DAĞITILMIŞ BİR AŞİRET TOPLULUĞUYUZ. Birbirimize yapışmamız ise atalarımızın gönlündeki son özlemdi

-Çok teşekkür ederim Sn.Gedik.

-Ben teşekkür ederim

İZLENİMLER:

Röportaj bittiğinde ortalık karanlıktı. Üç Atmi/Atmanekili öğretmen ayağa kalktık. Her iki arkadaşım da zorlama derecesinde beni konuk etmek için çaba harcadılar. Ama ben kararlıydım Arguvan’a gidecektim.Eniştem arabasıyla Eski Garajda beni bekliyordu. Başka zaman konuk olma sözü ile Hasan Hüseyin’den ayrıldım. Yani vedalaştık. Seyfi beni Eski Garaja kadar götürecekti.

 

Halit Seyfi Yücel Bey , Atmi/Atmaneki Aşiretine çok emekleri dokunan bir kardeşimiz. Dernek çalışmalarının yanında , Sitemizi kıt olanakları ve şahsi çabaları ile ayakta tutup tüm aşiretin hizmetine sunmuştur. Halit Seyfi Yücel Bey olmasaydı , bizler seslerimizi bu günkü rahatlıklarla yükseltemeyecektik. Halit Seyfi Bey bilge bir beyefendidir. AŞİRETİM ADINA KENDİLERİNE ŞÜKRAN SUNUYORUM. Bu aşirete böylesi insanlar yakışır.

 

RÖPORTAJ: Mehmet Ali Çabuk.

Keyword : Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK haberi , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK oku , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK konusu , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK hakkında , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK manşeti , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK perde arkası , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK olayı , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK son dakika , Özel Röportaj : Hasan Hüseyin GEDİK

Mehmet Mert
29.10.2012 - 23:01
Misafir

Hasan Hüseyin Gedik beyefendinin uyarıları önem taşıyor. Bizim aşiretimize karşılıklı saygı, sevgi ve hoşgörü yakışır.


(Gvenlik in Max:750 Karakter)
Kalan Karakter Says